Hukuk sistemi tarafından sundukları kalite, güven ve özgünlük sonucu elde ettikleri ekonomik değer sebebi ile koruma altına alınan markalardan bazılarının yarattığı tanınmışlık seviyesi diğer markalara nazaran çok daha fazla olabilmektedir. Zira bu markalar, ulaştığı tüketici potansiyelinin çok daha ötesinde sınır ötesi bir bilinirliğe sahip olup hukuk sistemi bu kapsama giren “tanınmış markaları” daha sıkı kurallar ile koruma altına almaktadır. Nitekim gerek mevzuatımız gerekse de uluslararası düzenlemeler ile tanınmış markaların ayırt edici karakterini zedeleyecek bir eylemde bulunulmaması ve haksız kazanç elde edilmemesi amacıyla koruma mekanizmaları öngörülmüştür.
Her ne kadar sabit olmayan değişkenler nedeniyle Tanınmış Markalara ilişkin bir tanımlama mevzuatımızda yer almasa da tanınmış markalar; “bir kişiye veya girişime sıkı bir biçimde bağlılık, güvence, kalite, reklam gücü, yaygın bir dağıtım ağına bağlı, müşteri ve diğer sübjektif ilgi ve ilişkiler ayrımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredekilerce refleks halinde beliren bir çağrışım” olarak tanımlanabilecektir.
Tanınmış markaların tanınırlığına ilişkin kıstaslar her somut olaya göre farklılık arz etmekle birlikte toplumun ilgili kesiminde tanınmış, belirli bir bilinirlik seviyesine ulaşmış markalar; 6769 sayılı Kanunu’nun 6/4 ile 6/5 madde hükümlerince ve Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesi yanı sıra Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Sözleşmesi madde 16/ 2 – 3 hükmü esasınca koruma kazanmaktadır. Türk Patent ve Marka Kurumu’nun Markaların Tanınmışlık Düzeyi ile ilgili getirdiği kriterlerden hareketle, genel tanınmışlık düzeyinin belirlenmesinde, markanın kullanım süresi ve yoğunluğu, hizmetin piyasadaki yaygınlığı, pazar payı, reklam politikası gibi birçok etkenin rol oynadığı söylenebilir. Öte yandan Tanınmış Markalar; yukarıda bahsi geçen özellikleri nedeniyle diğer markaların aksine tescil edildiği sınıflarda değil bürün nice sınıflarında (mal hizmet sınıfları) korunmaktadır. Başka bir değişle aynı ya da benzer bir markanın, farklı bir sınıfta tescil başvurusu yapılmış olsa dahi tanınmış marka korunacak ve önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilecektir. Söz konusu durum SMK’nın 6.maddesinin 5.fıkrasında da belirtildiği üzere;
- ➣ Markanın tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarar sağlanması
- ➣ Marka itibarının zarar görmesi
- ➣ Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi
hususlarına bağlı olmakla birlikte, bu olasılıkların bir arada gerçekleşmesi ise şart değildir.[1] Dolayısıyla bir nevi tekel durumunda olan tanınmış marka sahipleri bu üç olasılıktan birinin
[1] İlhami Güneş, Sınai Mülkiyet Kanunu Işığında Uygulamalı Marka Hukuku, s.220
gerçekleşmesi durumunda gerçekleşen eyleme müdahale edebilecek ve bu eylemlerin yasaklanmasını talep edebilecektir.
Bununla birlikte yine SMK’nın “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” başlıklı 6. Maddesinin 4.fıkrası uyarınca Paris Sözleşmesi bağlamında sayılan tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvurularının, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedileceği belirtilmiştir. Markanın elzem bir bölümünün tanınmış bir markadan oluşması veya bu tanınmış markayla karıştırılabilecek bir taklitten ibaret olması durumunda da yine itiraz üzerine başvuru reddedilecektir. Diğer yandan Paris Sözleşmesi’ne göre kötü niyetli olmamak kaydıyla her nasılsa bu şekilde tescil edilmiş bir markanın iptalinin istenmesi için ise tescil tarihinden itibaren en az beş yıllık bir sürenin geçmesi gerekecektir.
Yukarıda bahsi geçtiği üzere tanınmış bir markadan haksız yarar elde edilmesi, ayırt edici karakterinin zedelenmesi ve dolayısıyla marka itibarının zarar görmesi birçok somut uyuşmazlığa konu olmuştur.
Yargıtay, bir arama kurtarma derneğine ait davacı AKUT markasının tanınmışlığı ve itibarından yararlanmak suretiyle, Fenıx AKUT yangın markasının kullanılma eyleminin önlenmesine ilişkin verdiği bir kararında, tanınmış marka niteliğindeki AKUT markası ile bahsi geçen marka arasında iltibas doğacağı ve kamu yararına çalışan bir dernek olan AKUT markasının itibarının zedeleneceği gerekçeleri ile bu eylemi marka hakkına tecavüz saymış ve TTK anlamında haksız rekabet oluşturduğunu kabul etmiştir. Fakat Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 03.10.2012 ve 2011/8079E. ve 2012/14914K. sayılı Kararı’nda, somut uyuşmazlık konusu olanVestel ve Estel markalarının farklı sınıfta tescilli olduğu dolayısıyla hedef kitlelerinin farklı olduğu bu sebeple de iltibas tehlikesinin bulunmadığı ve markanın ayırt edicilik karakterinin zedelenmeyeceği gerekçesi ile markanın hükümsüzlüğü talebi reddedilmiştir.
Yine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23.01.2005 tarihli 2014/14097E. ve 2015/951K. Sayılı Kararı’nda, “Bonnus şeklindeki ürün tanıtımında markasal kullanımının ve Bonnus ibaresinin internet alan adında yer almasının ve davalının bu ibareyi kullanmasının ve bu ibareye dayanarak tanıtım faaliyetlerinde bulunmasının haksız rekabet teşkil ettiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile haksız rekabetin tespitine, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin ayrı ayrı men ve ref’i ne, alan adında kullanımın önlenmesine, alan adında bulunan marka ibaresinin terkinine karar verilmiş ve markaya tecavüz nedeniyle manevi tazminat cezasına hükmedilmiştir.” Zira somut olayda geniş bir kitle tarafından bilinirliğe sahip ve “saç boyaları, şampuanlar” ve “güzellik bakım hizmetleri” sınıflarında tescilli olan BONUS markasının bilinirliğinden yararlanılarak “BONNUS” ibaresi ile yine saç bakım hizmetlerinde kullanılması markanın uzun yıllar sonucunda yarattığı itibarı zedeleyecek ve dolayısıyla markadan haksız kazanç elde edilmesi ile sonuçlanacaktır. Bir diğer somut uyuşmazlıkta ise “Timsah Şekli” Markası ile “Crocodile” ibareli marka Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve “Timsah Şekli markasının giyim sektöründe tanınmış bir marka olmasına karşın “Crocodile” markasının emtia listesindeki mal ve hizmetler farklı türden olsa bile “Crocodile” ibareli marka başvurusunun, tescili istenen mal ve hizmetler sınıfında davacı markası aleyhine haksız bir yarar sağlayacağı, markanın itibarına zarar verebileceğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir değişle, örtüşen veya benzer olan emtia grubu olmasa bile davacının tanınmış markası ile iltibas oluşturan benzerinin marka olarak tescili halinde tanınmış markanın itibarından davalı marka sahibinin haksız şekilde faydalanma imkânı bulacağı, ürettiği ürünlerle tanınmış markanın itibarının zedeleneceği ayırt edici niteliğine zarar verebileceği ve sulandıracağı kuşkusuzdur.” Şeklinde hüküm verilerek bahse konu kullanımın, markanın tanınmışlığı nedeniyle markanın itibarına zarar vereceği ve dolayısıyla haksız yararlanma eylemini doğuracağı belirtilmiştir.[2]
Tüm bunların yanı sıra, tanınmış markalarının bilinirliğinden faydalanma gayesiyle markanın faaliyet alanından farklı bir mal ve hizmet üretimi eyleminde bulunulduğunda, söz konusu markanın müşterileri faaliyet yelpazesinin genişlediği düşünecektir. Dolayısıyla marka ve markaya bağlı olan mal ve hizmetler arasındaki ilişki sulanmaya başlayacak ve yine markanın itibarına zarar gelmesi ile sonuçlanacaktır. Konuyla ilgili en bilindik örneklerden biri olan Alman Federal Mahkemesi’nin Rolls Royce Kararı’nda, “Meşhur Rolls Royce markasının viski reklâmında kullanımının araba üreticisi ile viski üreticisi arasında hiçbir bağlantı olmamasına rağmen bir ihlal oluşturduğu” kanaatine varılmıştır.
Öte yandan markaların sulandırılması kavramı her ne kadar meşhur Starbucks-Charbuckskararıyla bu konuda çokça konuşulan ve “tanınmış bir markanın mal ve hizmetlerini tanımlama ve ayırt etme kapasitesindeki azalma” şeklindetanımlananAmerikan Hukuku menşeili olsa da, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yukarıda da yer alan kararında bir nevi Sulandırma kavramı yeniden tanımlanmış ve “Markanın birden çok farklı markada kullanılması tanınmış markanın gücünün ve etkileme alanının azalmasına sebebiyet verebilir. Buna markanın sulanması (dilution) denir.” şeklinde belirtilmiştir.
Nitekim yukarıda açıklanan düzenlemeler ve kararlar neticesinde, sahip oldukları ekonomik değer ve hitap ettikleri kitle gibi çeşitli sebepler ile dünyaca bilinirliğe sahip olan tanınmış markalar, sınıfına bakılmaksızın bir korumaya tabii olacaktır. Böylece gerek mevzuatımızda gerekse Yargıtay’ın ilgili kararlarında görüleceği üzere markanın ana işlevi olan ayırt edicilik karakterine ve markanın itibarına zarar verilmesi önlenerek üçüncü kişilerin haksız kazanç elde etme ihtimalinin önüne geçilmektedir.
[2] HGK, 08.04.2015, 2013/1885, 2015/1161

